Popüler Yayınlar

24 Ekim 2011 Pazartesi

36. İSMET KÜNTAY TİYATRO ÖDÜLLERİ DAĞITILDI


      2010–2011 tiyatro dönemi "36. İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri" töreninde Seçici Kurul Başkanı Hayati Asılyazıcı, “Yıldız Kenter’e bu geceye katılarak “Onur Ödülü’nü kabul ettiği için teşekkür etmeyi bir borç bilirim”dedi.

   Yıldız Kenter ise; “Bana bir kez daha fark edilmiş olmanın mutluluğunu yaşatan herkese ve seyircilerime sonsuz teşekkür ve minnet duygularımla sımsıkı sarılıyorum” diyerek salonu selamladı. Tiyatro oyuncusu Ayşen İnci'nin sunduğu gecede İstanbul Devlet Tiyatrosu (İDT) yapımı “Kadın Sığınağı” adlı oyunla Tuncer Cücenoğlu’na “En İyi Oyun Yazarı Ödülü” ve Serpil Tamur’“En İyi Yönetmen Ödülü” verildi. Tamur ödülünü, “52 yıllık tiyatro yaşamım, 41 yılının her anını benimle paylaşan ailem ve ekibim için alıyorum. Diliyorum ki, kadınlar şiddet görmesin, hak ettikleri yerde olabilsinler” sözleriyle aldı. “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü” İDT”nda sergilenenMahmut Gökgöz’ün yazıp yönettiği “Pir Sultan Abdal” adlı oyunundaki rolü ileOkday Korunan’a verildi.  
     İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İBBŞT)’nda sergilenen “Dünya’nın Ortasında Bir Yer” adlı oyunla, “En iyi Yapım Ödülü” nü İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu, “En İyi Kadın Oyuncu Ödülü” nü Esra Ronabar, “En İyi Sahne Tasarımı” ve “En İyi Işık” ödüllerini Nurullah Tuncer aldı. “En İyi Kostüm Ödülü” İBBŞT’nda sergilenen, Yiğit Sertdemir’in yazıp yönettiği “Surname” adlı oyundaki maske-kukla-kostüm tasarımı ile Candan Seda Balaban’a, “En İyi Müzik Ödülü” İBBŞT’nda sergilenen, Yonca İnal Eğilmezbaş’ın yazıp yönettiği “Biri Hiçbiri ya da Hepsi” adlı oyundaki müzik tasarımı ile Deniz Noyan’a, “En İyi Dramaturg Ödülü” İBBŞT baş dramaturgu Tarık Günersel’e verildi. Oyunları nedeniyle törene katılamayan Esra Ronabar’ın ödülünü kardeşi,Nurullah Tuncer’in ödüllerini ise Deniz Noyan aldı.

     “İsmet Küntay Özendirme Ödülü” nü, “Tiyatro Öteki Hayatlar” yapımı, H:Can Utku’nun yazıp, yönettiği “Fatih’te Son Tango” adlı oyundaki “Muazzez” rolü ileSevi Orakoğlu, “İsmet Küntay Jüri Özel Ödülü’nü de BBT’nda sergilenen, Yelda Baskın’ın sahneye koyduğu “Medeni Hali Kadın” adlı oyunun yazarı Gülce Uğurlu, “İsmet Küntay Tiyatro Özel Ödülü” nü, İDT yapımı, William Wharton’un aynı adlı yapıtından Naomi Wallace tarafından oyunlaştırılan “Birdy” adlı oyunu sahneye koyan Atilla Şendil aldı.

     Ödül töreninin ardından Ülkü Ayvaz’ın yazdığı, Kemal Başar’ın yönettiği “Külhanbeyi Müzikali” adlı oyunun gala gösteriminde BBT tarafından işitme engelliler için ilk kez “Eş zamanlı Üst Yazı” yerleştirmesi uygulanmaya başlandı. Oyun ekibi gala heyecanın yanı sıra salonda bulunan aralarında Müşfik Kenter, Yıldız Kenter, Serpil Tamur, Deniz Gökçer’in de bulunduğu hocaların huzurunda olmanın onurunu da yaşadılar.
(www.cumhuriyet.com.tr)

19 Ekim 2011 Çarşamba

KADINA YÖNELİK ŞİDDET TİYATRO SAHNESİNDE

     İzmir Devlet Tiyatrosu, son dönemde ülke genelinde kadına yönelik şiddette yaşanan artışa dikkat çekmek ve bu konuda toplumda farkındalık oluşturmak için yeni bir oyun sahnelemeye başladı. "Anam, Bacım, Avradım" adlı oyun ilk kez Konak Sahnesi'nde tiyatroseverlerle buluştu. Oyunun sahnelenmesi öncesi açıklamalarda bulunan İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü Hülya Savaş, amaçlarının kadına yönelik şiddet konusunda toplumda bir farkındalık oluşturmak olduğunu, oyunun tüm sezon boyunca Mayıs ayına kadar sahneleneceğini söyledi. Savaş, "Hemen her gün 10-12 yaşlarındaki kız çocuklarından, daha ileri ki yaşlara kadar kadınlar şiddet görüyor, öldürülüyor veya evden kaçmaya zorlanıyor. Bu sözlü veya fiziksel şiddet de olabiliyor. Kendi adıma öncelikle birey olarak, sonra kadın olarak bizim bu konuya el atmamız gerektiğini düşündüm ve kadına yönelik şiddeti eleştiren bu oyunu seçtik. Tüm seyircilerimizin bu oyunu izlemesini istiyoruz" dedi.
     Oyunun, Mayıs ayına kadar sahneleneceğini aktaran Savaş, zaman zaman turne yaptıklarını, oyunu farklı illerde de sahneleyeceklerini anlattı. Oyunla sadece erkekler üzerinde değil, kadınlar üzerinde de bir farkındalık oluşturma amacı güttüklerini aktaran Savaş, "Ne yazık ki şiddete maruz kalan bazı kadınlarımız bunu dile getiremiyorlar. Açıkçası bunun tahsille de ilgisi yok. Yüksek öğrenim görmüş kadınlarımız şiddete uğradıkları halde bunu söyleyemiyorlar" diye konuştu. İzmirli tiyatroseverlerle buluşan oyuna ilgi oldukça yoğun oldu. Devlet Tiyatrosu Konak Sahnesi'nde ilk gün salon tamamen doldu. (CHA)

16 Ekim 2011 Pazar

AKINTIYA KARŞI TİYATRO: AST (Ankara Sanat Tiyatrosu)

Ankara Sanat Tiyatrosu (AST), yeni sezona hızlı giriyor. Yaşadığı ekonomik sıkıntıları, son dönemde sergiledikleri oyunların seyirciyle buluşmasıyla hafifleten tiyatro, bu ay içinde iki oyunla 'perde' diyecek.
AST seyircileri bu sezon, Aziz Nesin'in ölümsüz eseri 'Zübük' ve geçtiğimiz yıl da sahnelenen Bülent Usta'nın 'Giderayak' adlı oyunlarıyla buluşacaklar.
    Uzun süredir turne programları düzenlemeyen tiyatro, bu yıl Zübük'le Türkiye çapında turne programları planlıyor. Tiyatro yöneticileri yaklaşık 30 ilde yapılacak gösterimler için ön görüşmeleri tamamladı. 14-16 Ekim tarihleri arasında Ankara'da yapılan ilk gösterimlerin ardından Zübük, 17 Ekim'den itibaren bir hafta boyunca İstanbullu tiyatro severlerle buluşacak.
    Eseri sahneye uyarlayıp yöneten Dersu Yavuz Altun ve AST Yönetim Kurulu Üyesi Vedat Çuhadar, AST'ı ve yeni sezon projelerini anlattı. Yönetmen Dersu Yavuz Altun, AST'ın politik tiyatro çizgisinden ödün vermeden zorlukların üstesinden gelmeye çalıştığını belirterek 'Kısaca tanımlamak gerekirse AST, kurulduğundan bu yana emekten, özgürlükten, demokrasiden yana olan ve dolayısıyla tiyatronun tüm sanatların anası olan 'yaşama sanatına' hizmet ettiğini unutmayarak, bu doğrultuda üretmeye devam eden bir tiyatro diyebilirim' dedi.

    "ZÜBÜKLER DİKTATÖRLÜĞÜ" SÜRÜYOR Aziz Nesin'in politikada umut ve inanç sömürüsünü işlediği Zübük, 1961 yılında yazıldı. Herhalde Aziz Nesin de bu eseri yazarken 50 yıl sonra geçerli olmamasını umut etmiştir. Ancak Altun, aradan 50 yıl geçmesine rağmen çok fazla bir şey değişmediği görüşünde: 'Ülkemizin 'Zübükler Diktatörlüğü' meselesi de Cumhuriyet kurulduğundan bu yana yaşanan bir sıkıntı. Ama daha önemli bir şey var. Aziz Nesin romanda büyük zübüklerin biz 'küçük insanların' yani çoğunluğun içindeki zübüklük kırıntılarıyla beslendiğini söylüyor. Biz herkes kendi zübüklüğüyle yüzleşsin istiyoruz. Bu oyun hem kendimizle hesaplaşmamızı sağlayacak ve hem de bu zübükler diktatörlüğünü nasıl dönüştürebileceğimizi tartışmamıza imkan verecek bir oyun.'
    AST, NESİN VE ZÜBÜK BİR ARADA Neredeyse yarım yüzyıllık tarihi olan AST , mizah yazını denince ilk akla gelen isim Aziz Nesin ve edebiyatımızın klasiklerinden 'Zübük' adlı roman bu oyunda yan yana geliyor. Aziz Nesin'in, tüm yapıtlarında olduğu gibi Zübük'te de Anadolu insanının ruhsal röntgenini çektiğini söyleyen Altun, vatandaş-seçmen-politika ilişkisinin olağanüstü gözlemler ve ince mizahla anlatıldığını ifade ediyor. Hızlı bir tempoyla ilerleyen oyun, Ali Seçkiner Alıcı'nın bestelediği ve OrkestrAST tarafından canlı olarak seslendirilecek müziklerle seyirciyle buluşacak. Altun, seyircinin buruk bir kahkaha atacağını söylüyor.
     TİYATRO SOKAĞA MÜDAHALE ETMELİ Oyunun yönetmeni Altun, tiyatro yapma gerekçelerinin özellikle altını çiziyor, 'İnsanların daha onurlu, daha insanca yaşayabileceği bir dünyanın kurulmasına katkıda bulunmak. Uzun zamandır kültür hayatımızda, gazlar için geçerli olan bir kanun ağırlığını hissettiriyor. Hiçbir şey hafiflemeden genişleyemez. Yani, bir sanat yapıtını üretirken, toplumsal-sanatsal-politik-felsefi katmanlarını ne kadar çok ortadan kaldırırsanız, o kadar çok insana ulaşırsınız anlayışı hakim. Bu durumda medyanın payı çok büyük.'
    'Dürtmeye devam edeceğiz'AST Yönetim Kurulu Üyesi Vedat Çuhadar, AST'ın bayrağını 3 yıl önce devralan ekipten. Tiyatroyu yeni kuşaklara tanıtmak eski kuşaklara da hatırlatmak istiyorlar. Bu çok kolay bir iş değil tabii. Sanal alemin insanları kıskaca aldığı böyle bir dönemde halkı salonlara çekmek zor bir iş. Çuhadar, 'Biz yine de bu ülkede insanları bu sanal ortamdan çıkarmak için 'dürtmeye' ve doğru bildiğimizi söylemeye devam edeceğiz. AST olarak insanların sustuğu ve iletişim kaynaklarının kapandığı, sanatın üzerinin örtüldüğü bu dönemde çabamızı sürdüreceğiz. Türkiye'de politik tiyatro yapan çok az grup kaldı ama vazgeçmeyeceğiz' diyor.
    Bu limandan her zaman doğru işlerin çıktığını söyleyen Çuhadar, AST olarak Zübük'ü Türkiye'nin kesişme noktası olarak gördüklerini belirtiyor. Zübüklüğe, Türkiye'nin damarlarına nüfuz eden bir hadise olarak bakılması gerektiğini vurguluyor; Çuhadar, Zübüklüğün pik yaptığı bu dönemde oyunun ayrıca anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Bu dönemde Zübük'ü yapmak boynumuzun borcuydu diyebilirim. O nedenle Türkiye'yi Zübük'le dolaşıp zübüklüğün ne olduğunu anlatacağız.
    Zübük'ün İstanbul turnesiAST, Zübük'ü 17 ve 19 Ekim'de Ataşehir Zübeyde Hanım Kültür Merkezi'nde, 18 Ekim'de Caddebostan Kültür Merkezi'nde, 20 Eylül'de Gebze Osman Hamdi Kültür Merkezi'nde, 21 ve 22 Ekim'de ise Beşiktaş Afife Jale Kültür Merkezi'nde sahneleyecek. Turnenin ardından Ankara'ya dönecek tiyatro, oyunu 25 Ekim'de Devlet Tiyatroları Cüneyt Gökçer Sahnesi'nde Ankaralı tiyatro severlerle buluşturacak.
(Ömür Emlik - www.aksam.com.tr)

14 Ekim 2011 Cuma

TIR'da SİNEMA ve TİYATRO KEYFİ


Vali Yardımcısı Şükrü Özcan’ın da katıldığı törende konuşan Malatya Belediye Başkanı Ahmet Çakır, projeyle ebeveynlerle çocukların bir arada sinema ve tiyatro izleme kültürünü oluşturabilmelerinin, yöre insanlarının düşünsel ilgilerinin artırılması ve toplumun bütünleşmesinin hedeflendiğini vurguladı. Projeyle, TIR dorsesinin sinema tiyatro gösterimleri için uygun hale getirildiğini kaydeden Çakır, sinema salonundan geri kalmayacak şekilde donatılan dorsenin tiyatro gösterimleri için de sahne olarak kullanılabildiğini ifade etti.

Çakır, şöyle devam etti: “Bu projemizle sadece Malatya’da sınırlı kalmayacağız. Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği yaparak, bütün mahallelerimize giderek, sinema ve tiyatro gösterimi başta olmak üzere etkinlikler yapacağız. Bir program kapsamında bütün mahallelerimize giderek, oradaki ailelerin, anne-babaların çocuklarıyla sinema seyretmesini sağlayacağız. Bunu 13 ilçemize yaygınlaştıracağız. Köylerimize gideceğiz. Belki de bazı çocuklarımız bu sayede ilk defa sinema seyretme imkanı yakalayacaklar.”

Vali Yardımcısı Şükrü Özcan ise yaptığı konuşmada, projenin hayırlı olması temennisinde bulundu. Bu projenin ciddi manada büyük bir özveriyle hayata geçirildiğini söyleyen Özcan, “Bunun benzerleri komşu illerimizde var ama bu kalitede ve bu hesapta değil.” dedi.

Özcan, bu yıl Malatya’nın Sosyal Destek Programı kapsamında 149 projesinin kabul edildiğini kaydetti.
(Cihan Haber Ajansı)

8 Temmuz 2011 Cuma

TİYATRO ES - 5

(EĞİTİM SEN 5 NO'LU ŞUBE TİYATRO TOPLULUĞU)


Yazan:
Anton ÇEHOV-Neil SIMON
Yöneten:
Polat İNANGÜL



"16. ANKARA ULUSLARARASI TİYATRO FESTİVALİ" NDEYİZ
19 KASIM 2011 CUMARTESİ SAAT:20.00


Yenimahalle Belediyesi - Dört Mevsim Tiyatro salonu



Haber için : http://www.evrensel.net/news.php?id=9019

24 Kasım 2010 Çarşamba

BİR ÇOCUK AĞLIYOR - MUWAMBA



KADİFEKALE OYUNCULARI

BİR ÇOCUK AĞLIYOR - MUWAMBA

(Çocuk Hakları Haftası İçin Özel Gösterim)

Yöneten : Polat İNANGÜL

11.Aralık.2010 Cumartesi saat: 14.00

EŞREFPAŞA (S.AKÇİÇEK) KÜLTÜR MERKEZİ - İZMİR

18 Kasım 2010 Perşembe

"İLAHİ CUMHURİYET" Kazım GÜÇLÜ


“Ben demiştim” demekten çok hoşlanmasam da, yaşananlar ister istemez insanı mecbur kılıyor böyle bir söyleme… Yaklaşık dört ay önce kaleme aldığım ÇAĞIN RUHU: PRİMUS INTER PARES başlıklı yazımda, konservatuarlar ve Devlet Tiyatroları’nın yetenek sınavı adı altında yapılan uygulamalı sınavlarında yaşanan şaibelerden bahsetmiş, “hepiniz eşitsiniz” yalanının, biz eşitler arasında birincilerimiz olduğunu fark ettiğimizde ne kadar örseleyici bir hal aldığını yazmıştım.


Geçtiğimiz hafta Devlet Tiyatroları yıllardır beklenen Stajyer Sanatçı sınavını yaptı. 419 aday arasından yedeklerle birlikte 86 kişiyi seçtiler kadrolarına. Konservatuar mezunu bir tiyatrocu olarak, yıllardır beklediğim bu sınava girip girmeme konusunda uzun uzun düşündüm ve sonunda Ankara yollarına düşmeme kararı aldım. Çünkü sınava giren öyle isimler vardı ki, onların “birincilerimiz” olduğunu tahmin etmek için kahin olmak gerekmiyordu.


Babalar ve Oğullar


“Eşitler arasında birinci” demek olan primus inter pares, çağın ruhu olarak hayat bulmaya devam ediyordu. Geçen hafta nihayetlenen sınavdan sonra, söylentiler aldı yürüdü yine. Tüm bu söylentilerin üstüne 4 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinin kültür sayfası alışık olmadığımız bir haberi gözümüze gözümüze sokuşturdu… Akrabaların toplaştığı düğün evine dönüşmeye ramak kalmış bu kurum ve sınavıyla ilgili Selda Güneysu’nun haberi, derin “analizlere” ve yoruma sahipti aynı zamanda. “Sınavda torpil döndü” iddialarına meydan vermemek adına her adayın performansının kameraya kaydedildiğini baştan belirten Güneysu, sözü dönüp dolaştırıp Ankara Devlet Tiyatrosu Müdürü’nün oğlu Doruk Nalbantoğlu’na getiriyordu. Küçük Nalbantoğlu’nun meziyetleri bir bir sayılarak, sınavı kazanmasının haklı gerekçeleri sıralanmaya çalışılıyordu.


“Nalbantoğlu sınav jürisinden tam puana yakın puan aldı.” (Meziyet sıralanacak ya, “tam puana yakın puan” kavramını icat ediyor Güneysu farkına varmadan!)


“Ankaralı tiyatro izleyicisi de Doruk Nalbantoğlu’nu yakından tanıyor.”


“Nalbantoğlu, tiyatro oyuncusu Erdal Beşikçioğlu’nun kurduğu Ankara Dip Sahne’de geçen sezon sahnelenen “Mojo” adlı oyundaki başarılı performansıyla adından sıkça söz ettirmişti.” (Görüldüğü gibi yalnızca Dip Sahne demek yetmiyor, popüler bir figür olan Beşikçioğlu, namı diğer sıra dışı polis Behzat Ç. de, nedenleri güçlendirici bir unsura dönüştürülüyor.)


“Televizyon dizilerinden de izleyicilerin yakından tanıdığı eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın kızı Gerçek Sağlar ise yedeklere kaldı.” (Küçük Nalbantoğlu için bundan daha iyi güçlendirici bir unsur olamaz. Kamuoyunun zihninde “baksana koca bakanın kızı bile yedeğe kalmış” düşüncesi oluşturularak, sınavın Nalbantoğlu’nun kazanmasıyla adil bir niteliğe kavuştuğu inancı yaratılmaya çalışılıyor sanırım. Oysa o kamuoyu şunun farkında olmalı, bu yedek diye tarif edilenler de kısa bir süre sonra kurum personeline dönüşecek.)


Cumhuriyet, devlet yetkililerinin yakınları adına yetkilerini kullanmaları durumuna yönelik işleyen genel tavrı, ters yüz ediyor. Babası kurum müdürü olan “oğul”un kuruma uygulamalı bir sınavla alınması (uygulamalı sınavların öznel değerlendirmeler içerdiğini bilmeyeniniz yoktur sanırım) nasıl kabul edilebilir kılınır, onun yolunu yordamını arıyor. Biraz daha zorlasa küçük Nalbantoğlu bir fenomene dönüşecek neredeyse… (Bu baba-oğul ilişkisinin meyveleri başka bir bakanlık veya genel müdürlükte toplansaydı, görürdünüz siz Cumhuriyet’in feveranını!..)


İlahi Cumhuriyet, bu kadar “kefarete” ne lüzum vardı ki!.. Birilerinin kefaretini ödeme çabasına girerken, Anadolu’nun dört bir yanında tiyatro yapmaya çalışan 333 kaybetmiş mazlumu acıttığının farkında bile değilsin, yazık sana!.. Sırada bu sahipsizlerin, babasız yetimlerin, umudu duvara toslamışların kefareti var, bilesin!..


Bu yazı, sınava hepimiz eşitiz inancıyla girip kaybetmiş mazlumlara armağan olsun!.. Ne mutlu tiyatroyu hala sevene!..


HAMİŞ: 45 yıllık Cumhuriyet okuru olan bir babanın oğlu ve yaşadığı ahlakı savunabilen bir tiyatrocu olmam hasebiyle, bu yazıyı kaleme almayı görev bildim!..


Kazım GÜÇLÜ - http://www.meydangazetesi.com.tr/yazidetay.asp?AuthorID=94&ArticleID=5454

27 Ekim 2010 Çarşamba

LE MERLAN: ÇELİŞKİLER ORTASINDA BİR HALK TİYATROSU

(Sahne Dergisi Eylül-Ekim 2010 Sayısı - Polat İNANGÜL)
Mayıs ayı içerisinde, İzmir’de risk altındaki bölgelerde yaptığımız, üst başlıkta “göç ve entegrasyon”, alt başlıkta “entegrasyonda sanatın önemi” konulu bir çalışma için gitmiştik Fransa’ya. Le Merlan Tiyatrosu ile tanışmamız bu şekilde oldu. Fransa’da göçün en yoğun olduğu bölge Marsilya… Öyle ki burada Fransız nüfus göçmenlerden çok daha az. İronik bir yaklaşımla, Fransızlar burada azınlıkta demek hiç de yanlış olmaz. Ancak göçmenlerin çoğu Fransız vatandaşlığını almış durumda.
Çoğunlukla Kuzey Afrika’dan göç alan bu bölgede az sayıda Türkler, Araplar ve Doğu Avrupalılarda da var. Ancak asıl belirleyici olan Mağrip ülkeleri. Bu açıdan Marsilya kozmopolit bir kültüre sahip. Bu özelliği nedeniyle Fransız hükümetlerinin sürekli ihmal ettiği bir bölge olarak kalmış. Marsilya’da halk arasında şöyle bir söylem dolaşıyor: “Fransa Marsilya’ya sırtını dönmüştür”. Kenti gezdikçe bu söyleme daha çok inanmaya başladık. Her yerde kuralsızlığın işlediği, her mesleğin mafyasının olması, caddelerin pisliği ve sokak terörünün sıkça yaşandığı bir kent Marsilya… Buna rağmen denizin, coğrafyanın, tarihin, sanatın ve farklı kültürel zenginlikleri bir arada olduğu, bir o kadar da güzel bir şehir. İşte tüm bu çelişkiler içinde var olan bir tiyatro, Le Marlen Tiyatrosu.

Tiyatro ismini bulunduğu Le Marlen bölgesinden almış. Le Marlen semtini 1960’lı yıllarda yoksul Fransızların ve göçmenlerin yaşadığı sosyal konutlar sarmış. Marsilya’da sosyal konut açısından en yoğun bölge burası… Bu açıdan alt yapı sorununun sıkça yaşandığı bir bölgeymiş. 1960’lı yılların ortasında bölge halkı yükselen toplumsal muhalefetle birlikte haklarını aramaya başlamışlar ve içinde bölgenin sosyal ve kültürel gereksinimlerini karşılayabilecek bir sosyal merkez istemişler. Mücadeleleri sonucunda 1976 yılında bu isteklerini elde etmişler. Bu merkezde tiyatro ilk amaçlar arasında yokmuş. Daha sonra çok amaçlı salon tiyatroya dönüştürülmüş.Le Merlan Tiyatrosu’nun bulunduğu bu kültür merkezi, hala sosyal konutların yoğun olduğu bir bölgede bulunuyor. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi 1976 yılında kurulan belediyeye ait çok amaçlı kültür merkezi halinde ki yapıda, bugün tiyatronun yanı sıra kütüphane, alışveriş merkezi, karakol ve sosyal etkinlik merkezi bulunuyor. Yaklaşık 10 yıl önce iki tiyatro sanatçısının, belediyeye bu merkezde tiyatro kurulması için başvurması sonucu, durum yetkililerce olumlu karşılanarak Le Merlan Tiyatrosu kurulmuş. Sahnelenen tiyatro oyunlarının yanısıra bu merkezde tiyatro ve drama kursları da veriliyor. Kendine ait bir sahnesi olan tiyatroda profesyonel ve yarı profesyonel oyuncuların yanında kursiyerlerde görev alıyor. Oyunlar ücretli olarak oynanıyor. Ancak bilet ücretleri gelir düzeyine ve sosyal statüye göre belirleniyor. 20 ile 3 avro arasında fiyatlar değişebiliyor.
Tiyatronun bu bölgede ilk başlarda kabullenilmesinin zor olduğunu söylüyorlar. Çünkü tiyatronun çevresi göçle gelen ve ekonomik düzeyi düşük olan ailelerle çevrili. Aynı zamanda tiyatro geleneği olmayan göçmen bir halk… O yüzden bir süre ilgisizlikle karşılaşmışlar fakat daha sonra doğru ve uyumlu projeler yaparak halkın ilgisini çekmeyi başarmışlar. Amaç tiyatro sanatını icra etmenin yanında, sosyal açıdan “risk altında”ki bölge gençlerinin genelde sanata, özelde tiyatroya ilgilerinin çekilmesi. 11-25 yaş arasında ki genç ve çocuklarla çalışıyorlar. Böylece sanat sayesinde yeni kuşağın sosyalleşmesini sağlamak ve suç içerebilecek olumsuz örneklere yönelebilecek enerjilerini tiyatro sayesinde olumlu bir yönde sağaltmalarını sağlamak için çaba sarfediyorlar. Bu anlamda kültürel faaliyetleri araç olarak kullanıyorlar ve her türlü izleyiciye hitap etmek zorundayız diyorlar. Le Marlen’li tiyatrocular: Tiyatro izleyicisi olmak bir gelenektir diyorlar ve bu kültürü yerleştirmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Tüm bunların yanı sıra kuramsal çalışmalarda yapıyorlar. Şu sıralarda kentin her alanında oyunlar düzenleyerek (park, sokak, sahil v.s.) tiyatro binasını sorguluyorlar…

Le Merlan Tiyatrosu sanatçıları, Aynı zamanda turne tiyatrolarına da ev sahipliği yapıyorlar. Bu güne kadar yaptıkları çalışmalardan dolayı, Fransa genelinde bir tür unvan olan “ulusal sahne” niteliği unvanı kazanmışlar. Bu unvan onlara Fransız yasalarına göre, daha kolay finans sağlanmasına yol açıyor. Sonuç olarak Le Merlan Tiyatrosu bizlere, sanatın her alanda vazgeçilmezliğini ve hangi kültürden, ırktan, dinden, olursa olsun, toplumun ortak paydası olduğunu bir kez daha anımsatıyor.
Polat İNANGÜL

17 Aralık 2009 Perşembe

Tiyatro sanatçısı Ali Taygun'u kaybettik


Ali Taygun (1943 - 2009 İstanbul)

Geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Taygun, bir süredir de akciğer kanseri tedavisi de görüyordu. Taygun, 21 Aralık pazartesi günü Şehir Tiyatroları Fatih-Reşat Nuri Güntekin Sahnesi'nde düzenlenecek törenle son yolculuğuna uğurlanacak. Taygun'un cenazesi, törenden sonra Teşvikiye Camisi'nde kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.

Robert Kolej’i bitirdikten sonra aynı okulun yüksek bölümünü (İngiliz Dil ve Edebiyatı) tamamlayan sanatçı, 1969 yılında ABD’de Yale Üniversitesi’nden Tiyatro yönetmenliği dalında “Master of Fine Arts” derecesi ile mezun oldu. Eğitiminin ardından bir süre Kent Oyuncularıkadrosunda çalışan Taygun, 1974'te Şehir Tiyatroları'na girdi. Ankara Birlik Sahnesi’nde, Ankara Çağdaş Sahne’de, Ankara Devlet Tiyatrosu’nda ve Ankara Devlet Operası’nda oyun sahneledi. 12 Eylül Darbesinde tiyatrodan uzaklaştırılan sanatçı, “Barış Davası” nedeniyle gözaltına alındı, on yılını mahkemelerde ve tutukevlerinde geçirdi.

1989 yılında hakkındaki bütün davalardan beraat etti. Aynı yıl Helsinki Watch adlı kuruluş tarafından onurlandırılan dünyanın önde gelen on insan hakları gözlemcisi arasında yer aldı ve Danimarka’daki PL Vakfı’nın ödülünü Amnesty International ile paylaştı. Yargılandığı suçlardan aklanmasının ardından Şehir Tiyatrolarına döndü. 1993’ten bu yana TV yapımcılığı da yapan Taygun başta Shakespeare olmak üzere İngilizce’den birçok oyun çevirdi, uyarlamalar yaptı ve “Masal Bahçesi” adlı bir oyun yazdı. 1977’den bu yana birçok gazete ve dergide tiyatro, seyirlik sanatlar, estetik, felsefe ve siyaset konularında yazı ve makaleleri yayınlandı.

1996 yılında Habitat açılışı için çok ses getiren “Lirik Tarih Gösterisi”'ni tasarlayıp gerçekleştirdi. Birçok sinema ve dizi filmde, tiyatro oyununda rol aldı. Halen İstanbul Şehir Tiyatrolarında yönetmen kadrosunda görevli olan Taygun aynı zamanda Yeditepe Üniversitesinde tiyatro dersleri vermekteyken 16.12.2009 tarihinde vefat etmiştir.

(kaynak: wikipedi)